#FFF14

Slow Food Gençlik Ağı’nın Amsterdam ekibi (aka Youth Food Movement Amsterdam) tarafından hazırlanıp organize edilen Food Film Festival’aydı ilk koşu. Festivalin dördüncü yılında, 9-11 Mayıs’ta, yine dopdolu bir programla bu sefer yeni yerlerinde Westergasfabriek‘de düzenlendi.

Genç ekibin Festival’le hikayesi, gıda ve yemek mevzusunda film ve ötesinde. Festival programı, tam da hikayenin tadıyla doyuruyor katılanları. Gösterimlerden, arkasından düzenlenen soru-cevaplara,  pop-up restoranlarından, özel öğle yemeği menülerine, tartışmalardan, ilham veren sunumlara kadar çok dolu bir üç gündü. Sinema ve yemeğin gücü, büyüsü buluşması…

Geçmiş bir festival programından bahsediyor olacağım, üzgünüm. Fakat hem bir sonrakine sebep, hem de o sürede bizi sürüklediği yerlere sizi de çekiştirmek için bahane olur diyor, paylaşıyorum.

Malum, çok iyi seyahat sebebidir festivaller. Uçak biletini aldığım an programa başlayıp, anons edildiği an da hatim etmiştim programı. Hazırlıklıydım anlayacağınız, filmlere, tartışmalara vs. Sadece biraz abartmışım biletleri. Örneğin bir günde dört film, konuları ve temasları itibariyle hayli zorlayıcı oldu. İyi de tecrübe oldu tabi, bir dahakine düşmemek için aynı hataya.

Birkaçından haberdar etmek isterim sizi ki ilgili çıkışa hep beraber yönelelim.:)

Seeds of Time (yönetmen:Sandy McLeod), Amerikalı bilim adamı Cary Fowler’in tohum çeşitliliği üzerine çalışmaları ve tohum bankası mücadelesini anlatırken dünya üzerindeki yenilebilir tohum çeşitlerinin dehşet verici oranlarda kayboluşunu ortaya koyan bir belgesel. Tohum bankaları, tohum takas ağları, yerli toplulukların tohum çeşitliliklerini koruma çabaları gibi çeşitli mücadele yöntemlerinden örnekler paylaşıyor.

Biyoçeşitliliğin üzerindeki tehditlerin tespiti ve çözümü için farklı yaklaşımlar mevcut. Bilim insanlarını ayrı gayrı kutuplara seyir ettiren bu yaklaşımlara birer temsilci ile, gösterimin arkasından bir münazara gerçekleşti. Rosanne Hertzberger bir mikrobiyolog olarak tehlike altındaki ürün çeşitliliğinin labortuar çalışmalarıyla kontrol altına alınabileceği ve GDO’nun o kadar da korkulacak birşey olmadığını savundu. Edie Mukiibi ise bir ekonomist ve 10,000 Gardens in Africa projesinin koordinatörü olarak tohumun canlılığının korunmasının gerekliliğini, bunu da tarımla uğraşan insanların desteklenmesi ile mümkün olduğunu savundu.

Rosanne’nin savunmalarında sıkça bir çiftçi olmadığını, toprağı ve tarımı bilmediğini belirtmesi enteresandı. Filmde, Peru’lu kabilelerin patatesin bütün hayatlarını belirleyen en temel şey olduğunu, iklim değişikliği sebebiyle kaybettikleri patates türleri için başlattıkları mücadele Potato Park ile ilgili başlayan bir konuşmada aldığa soruya cevabı, dayanamayacağım, dehşet vericiydi. Rosanne, bu halkın modernleşmesi gerektiğini, sadece patates ile beslenerek zaten yeterli besin değerlerini alamadıklarını söyledi. Dinlediğim birçok bilim insanı da benzer ilişkiler kuruyor, yukarıdan bir yerden konuşuyor. Gencecik bir kadından, başka dilde örneği olduğu için paylaşıyorum. Bir de temassızlığını kendi dile getiren bir örnek olduğu için de. Tabi eklemem gerekir ki ben bu konuda çok net öbür tarafım. Benim taraftan, Edie’nin sözleriyle bağlayayım:”Elimizdeki şişede azalan suyu korumak için, altındaki deliği farkedip kapatmak yerine yeni kapak uydurmaya çalışıyoruz.”

Afrika’nın kendini aç bırakmayacak kadar zengin topraklara sahip olduğunu ekledi, Eddie.

Üretilen her bilgi kesinlikle insanlık için bir anlam ve önem ifade ediyordur, haksızlık etmek istemem. bahsettiğimiz gezegenin ve toplumların kaderini belirlemekse, üzerine kırk kere düşünmek gerekiyor. Düşüneduralım.

Dan Susman ve Andrew Monbouquette’nin Amerika’da şehir şehir dolaşarak şehir tarımı ve şehir bahçelerini ziyaretlerinden oluşan yolculuk filmleri, Growing Cities de çok ilham vericiydi. Growing cities ‘i websitelerinden de takip edebilirsiniz. Her bir durakda farklı bir bahçe, tarla örneğiyle, topluluk türüyle, ürün yetiştirmesiyle ve bahçenin getirdikleriyle karşılaşıyorsunuz. Şehir bahçeleri, şehir tarımı tarihinden bugüne aynı anda bir çok şeyi besliyor, büyütüyor, saklıyor. Bugün bize en yakın olanından başlayalım mı, bizim için ne demek olduğunu düşünmeye? Ne kadar yakın olduğundan tutun da, tam olarak ne demek olduğunu anlamaya kadar çok tarafı var işin, düşüneduralım.

Jonathan Karpathios da yarınının yemeğini, kendi bahçesinde yetiştirdikleriyle düşünen ve pişiren bir şef olarak gönlümüze dokundu. Hikayesini anlattığı Tomorrow’s Food (yönetmen: Benny Vink)’un gösteriminin ardından yapılan soru-cevap’da da karşımızdaydı. Baba olduktan sonra mesleğiyle başladığı dönüşümü ve yavaş yavaş ilerleyen değişimini anlattı, samimiyetle. Mesela daha hazır değilim et servis etmemeye, çok yakınım ama daha hazır değilim diyordu, dünyanın vejeteryan/vegan bir geleceğe doğru ilerlemesi gerektiğini savunurken. Bu bir çok profesyonelin kaldığı aralık, tanık olduğum kadarıyla. Ben süreç izlemekten yana olarak, bu tanışıklıktan hoşlandım. Adım adım değişmek…Düşüneduralım.

Film biletleri gibi abartmıyor, Festival’in şeflerine ve pop-up restorandaki öğle yemeğine geçiyorum. Ne yediğimi anlatamam, utanırım. Zaten isimlerini ve düzenlerini tarif edecek kadar becerikli de değilim. Ama çok keyifli bir tecrübeydi, itiraf edeyim. Fransız şefler, Pourcel kardeşler, FFF şefleri ile mutfakta idi. Bu özel menülü öğle yemeği, iki film gösterimi ve pop-up restoranın kurulumu için bağışı içeren bir Altın bilet’le satışa çıkmıştı aylar öncesinde. Üç gün boyunca aynı düzende işlettiler mutfağı. Hepsi için en heyecanlı tarafıydı festivalin. Hayallerine ortak arama cesaretlerini alkışladım. Samimiyetle söylüyorum, açık mutfaktan yaydıkları o enerjide en leziz tarafıydı işin. Katıldığım ve tanık olduğum için gerçekten çok mutlu oldum.

 

Bu fırsat bir araya gelen birkaç SFYN yıldızı olarak sahne de aldık, birbirimize merhaba demek ve neler olup bitiyor anlatmak için. Joris Lohman (FFF kurucularından, YFMA direktörü, Slow Food Yönetim Kurulu üyesi, SFYN temsilcisi), Edie Mukiibi ( Slow Food başkan yardımcısı, 10.000 Gardens in Africa proje koordinatörü), Ben Reade (Nordic Food Lab-AR-GE koordinatörü) ve ben(SFYN İstanbul kurucusu) biraz konuştuk. Ben biraz uzun konuştum. Galiba konuşurken kayboldum. Bizi, buraları anlatmaya başlayıp da tekrar umutlu, mutlu noktaya geri dönmek zor oluyor da bu aralar. Ama tarihin özel bir dönemindeyiz. Kuşaklar arasında hakkını, sevgiyi, umutlu sözleri esirgemeden gelişen bir diyolog var. Malesef herkesi kapsayan bir değerlendirme değil bu ama festivale geri dönersem finalde şapka çıkarttıran, Joel Salatin, kurduğu çiftliği ve öncüsü olduğu alternatif sistemi sunarken “Herşey gençler için, herşey bir sonraki kuşak için” sözleriyle hem kapanışa, hem de kalplere imzasını attı, örneğin.

Festival’de diğer olup bitenleri için websitelerini takip edebilir, iyice didikleyebilirsiniz. Ne kadar dans ettiğimden, film aralarında ne yiyip, içtiğimden de bahsetmeyeyim.

Son olarak, biraradalıkları, birlikte mücadele etmek, üretmek ve büyümek için  sektörleri, idealleri adına başlayan bir ortaklıktan Food Film Networks’den de haberdar eder, üye festivallerin isimlerini paylaşırım. Belki bir tıklar, bir koşu gider bakıverirsiniz. Belki de denk geliriz 🙂

FFN:

Food Film Festival (Amsterdam),

Kinookus (Dubrovnik),

Food for Real Film Festival (Liverpool),

Krachtvoer (Antwerp),

Film and Cook (Madrid&Barcelona)

Ve biraz da fotoğraf

 

Ayşenur Arslanoğlu

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s